ADSENSE

2014-11-20

Son mısralar

Son mısralar aslında bu sana karşı dile getirdiğim. Belki de ilktir?! Ben sana hiç söylemiş miydim yazdığımı? Yok sanırım söylemedim hem neden yazdığımı sen bileceksin ki? Öğrendiğin zmaan eline ne geçecek. Koca bir hiç herkesler yazıyor artık bu devirde, çekinmeden üstelik. peki benim bu korkum nedir senin üzerinde, neden senden böyle korkuyorum. aşık olmaktan dolayı mı? bağlanmak mı? yoksa korkum sadece kendi içimde yenemediğim ve  sürekli savaş halin de olduğum iç dünyam mı? neydi ney olacak! Bir bilsem bende sana karşı olan duygularımı, hem kendim için, hemde senin için birşeyler yapacağım...

2014-11-18

Aslında sen yoktun

Aslında sen yoktun bu hayatta yada benim hayatımın ilerleyişinde... Bilmiyorum sana ulaşmak için neler yapmalıyım? Ne etmeliyim. Acaba sen de biliyormusun sana olan duygularımı, hissettiklerimi. Ne yapmalıyım ki bu içimdekileri sana anlatabileyim. Sende bilesin? Söylesene bana sen neler olmalı ne yapmalıyım....

2014-11-16

Şimdi sen yoksun ya

Aslında çok zaman oldu senle görüşmeyeli, kokuşmayalı, öpüşmeyeli ve aynı evi paylaşmayalı. Peki ne oldu da bize böyle olduk? Sen miydin hatalı olan yoksam ben mi? Hata iki taraflı mı yapılır yoksa kişiye mi özeldir? Sen bunları düşünürken bende çay koyayım kendime de sabah kahvaltısını yapayım...

2014-11-13

Sevginin temli güç müdür

Herkesler söyler mi dersin? Sevginin temeli nedir? Kimse bilmez aslında nedir ne değildir diye, bence sende bilme ve öğrenme, bırak herşeyi oluruna ve gitsin. Sonra ne olursa olsun...

Sende gitme

Sende bu diyarlardan gitme ne olur, tut ellerimi...

2014-11-02

Tarih'de Bugün 2 Kasım

02/11/1667 James Sobieski, Polonya Prensi hayata merhaba dedi.
02/11/1699 Jean-Baptiste-Simeon Chardin, Fransız ressam da dünyaya merhaba demiş.
02/11/1755 Marie Antoinette, Fransa Kraliçesi ulan demiş herkes bugün mü dünyaya gelmiş demiş.
02/11/1795 James Knox Polk, ABD'nin 11.Başkanı oda dünyaya gelenler arasında
02/11/1844 IV. Mehmet, Osmanlı Padişahı'da dünyaya bugün gelenler arasında
02/11/1870 İstanbul'da ilk mizah dergisi ''Diyojen''in birinci sayısı yayınladın.
02/11/1889 Kuzey Dakota ve Güney Dakota, Amerika Birleşik Devletleri'nin 39.cu ve 40.cı eyaletleri oldular.
02/11/1914 Rusya, Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilan etti.
02/11/1917 Filistin'de Yahudilere yurt verilmesini öngerenBalfour Deklerasyonu, yayınladı.
02/11/1918 Enver, Talat ve Cemal paşalar, beraberindekilerle bir Alman gemisine binerek yurttan ayrıldılar.

2014-10-31

Tarih'de Bugün 1 Kasım

01/11/0644 2. Halife Ömer İbn Hattab, Kendisininden alınan verginin azatılmasını isteyen, ancak talebi kabul edilmeyen Ebu Lü'lüe tarafında Medine'de sabah namazında hançerle saldırıya uğradı. Saldırgan intihar ederken Ömer İbn Hattab 3 gün sonra öldü.
01/11/1512 Tavan resimleri Michelangelo tarafından dört yılda yapılan Sistine Şapeli ilk jez halkla buluşturuldu.
01/11/1604 William Shakespeare'in trajedisi ''Othello''nun ilk gösterimi Londra Whitehall Palace'da yapıldı.
01/11/1700 II. Carlos, İspanya kralı dünya'da merhaba dedi.
01/11/1755 Lizbon'da meydana gelen çok şiddetli bir deprem ve ardından oluşan tsunami yaklaşık 90.000 kişinin ölümüne neden oldu.
01/11/1894 Aleksander Aleksandroviç, yani Rus Çarı hayatını kaybetti.

İnsan yaşamı

Son zamanlarda ülkemiz toprakları üzerinde yaşanan iş kazaları ve diğer olaylar sonucunda yaşamını yitiren insanları gördüğümüz zaman, ''ecel ile ölmenin'' artık imkansızı zorlayan bir şey olduğunu görüyoruz! Aslında size bugün bu sürekli şey diye bahsettiğim ancak bu şey'in ne olduğu konusu üzerinde durmak isterdim. Fakat belki ilerleyen bir zaman da beynim de müsaade ettiği şekilde belki paylaşabilirim.

Sevgili Sholeh

''Sevgili Sholeh,

Öğrendim ki bugün kısasla tanışma sırası benimmiş. Sivrisinek bile öldüremez, hamam böceklerinin antenlerinden yakalayıp dışarı atardım. Taammüden cinayetler suçlanıyorum.

.... Ölmeden önce senden bir şey istiyorum.

Tarih'de Bugün 3 Kasım

03/11/0039 Marcus Annaeus Lucanus, Roma'lı şair dünya ya gelmiş.
03/11/0361 II.Konstantius, Roma İmparatoru bu dünya bana artık dar diyerek hakka yürümüştür.
03/11/1493 Kristof Kolomb, ikinci seyahatinde Karayip Adaları'nı keşfetti.
03/11/1507 Leonardo da Vinci'ye Lisa Gherardini'nin (Mona Lisa) tablosunu yapma işi verildi. Lisa del Giocondo'nun kocası, karısının 3 dişinin çekilmesi ve yerlerine takma düş takılmasının ardından, Da Vince'ye ''Mona Lisa'' tablosu ısmarladı.
03/11/1604 II. Osman (Genç Osman), Osmanlı Padişahı yakışıklı bir çocuk olarak dünyaya geldi

2014-10-30

Tarih'de Bugün 31 Ekim

31/10/0475 Romulus Augustus Roma İmparatoru ilan edildi.
31/10/1517 Martin Luther, Wittenberg'de 95 tezini kilise kapısına asarak Protestanlığı ilan etti.
31/10/1620 John Evalyn İngiliz yazar, dünyaya merhaba dedi.
31/10/1831 Takvim-i Vekayi yayına başladı.
31/10/1864 Çang Kay Şek, Çinli önder buda dünyada merhaba demiş. Benim neyim eksik diye eklemiş.
31/10/1876 Hindistan'da gerçekleşen kasırga sonucunda 200.000 bin kadar insan öldü.

Çözüm süreci ne olacak?

Son zamanlar da gerçekleşen olaylar nedeniyle çözüm sürecinin önü mü tıkandı sözleriyle birlikte başta Cumhurbaşkanı ve Bakanlar ile birlikte farklı partilerin Milletvekilleri alanların boş olmasıyla birlikte konuşmaya başladı. Ne de olsa ses bir enerjidir dediler ve başladılar lafazanlık yapmaya!

Kimisi İmralı'da bulunan şahıs dedi, kimisi artık yeter dedi, kimileri bu kadar açılırsak anamıza ne olur dedi, diğerleri ötekileştirilme var dedi, politika değiştirmeyenler bu bir hainlik politikasıdır dediler. Hiç usanmadan, susmadan, bıkmadan, konuştular

Anıtkabir'e giden yol


Bir gazete düşünün, atmış olduğu her başlıkla insanların yaralarını tekrardan depreştirsin ve tuz bassın! Ne kadar acı değil mi! Bu gazete ülkemizde atmış olduğu her başlıkla kendisi gibi olmayanı, bırakın sevmeyi, insani anlamda  bile saygı gösterme tenezzülü göstermeyen bir ruh yapısına sahiptir! Bunun son örneğini aslında, Anıtkabir'e ziyaretin eskisi gibi olmadığını ve azaldığını ifade ediyor! Belkide insanlar kendileri bir yas içerisine bürünmüşlerdi? Bilemeyiz demi efendim!

OĞLU YÜZME BİLMEYEN BİR ANNE!

Ermenek'te gerçekleşen ve çalışmaların hala devam ettiği şu sıralarda, bir annenin açıklaması yürekleri yaktı! ''Oğlunun yüzme bilmediğini söyleyen anne, şimdi o ne yapıyordur'' dedi! Düşünebiliyor musunuz efendiler!!! Tezcan GÖKÇE'nin anne ve babası kendisinden ve diğer mesai arkadaşlarından gelecek iyi haberleri bekliyor! Ancak artık polyannacı olmaya gerek var mı sizce?

UĞUR KURT, ÖLÜMÜ VE SONRASI

Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen ve sonrasın da taksirle adam öldürme suçu nediyle Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen dosyanın ardından, suçun kesinleştiği ve bir üst mahkeme de görüleceği anlaşıldı.  Olası adam öldürme suçu nedeniyle, 20-25 yıl arasında ceza istenen sanık polis/ler bir sonra ki duruşmaları artık Ağır Ceza Mahkemesi'n de olacak.

2014-10-29

Tarih'de Bugün 30 Ekim

30/10/1757 III.Osman yaşamını yitirdi
30/10/1757 Sultan III.Mustafa tahta çıktı.
30/10/1821 Fyodor Dostoyevski, hayata merhaba dedi.
30/10/1905 Aspirin ilk kez satışa sunuldu.
30/10/1908 Afet İnan tarihçi ve sosyolog, Atatürk'ün manevi kızı yaşama merhaba dedi.
30/10/1918 Çekoslovakya Cumhuriyetini ilan etti.
30/10/1920 Avustralya Komünist Partisi Sidney'de kuruldu.

AKILLANMAYAN ZİHNİYET

İnsan evladının başına gelen/gelecek olan şeyleri elbette önceden kestirmesi mümkün değildir! Sanırım daha da icat olmadı! Ama olabileceği önceden görülen bazı şeyler vardır! Misal KAZALAR! Yani önlem alındığı zaman bu kazaların yaşanması imkansız olur! Yani siz kırmızı ışıkta geçiyorsınız ve yanınızdan geçecek olan bir tıra da yeşil ışık yanmışsa, sizi ezip, biçip, naaşınızın da spatula ile kazılması içten bile değildir!

2014-10-28

Tarih'de Bugün 29 Ekim

29/10/1618 Sir Walter Raleigh Meşhur İngiliz Kaşif öldürüldü!
29/10/1783 Jean le Rond Fransız Matematikçi Öldü.
29/10/1787 Mozart'ın Don Giovanni Operası Prag'da gerçekleşti
29/10/1859 İspanya Fas'a savaş açtı.
29/10/1901 Amerika Birleşik Devletleri  Leon Czolgozs'u idam etti.
29/10/1913 Batı Trakya Bağımsız Hukümeti yıkıldı.
29/10/1923 Türkiye'de Cumhuriyet ilan edildi.

Tarih'de bugün 28 Ekim

28/10/0312 Maxentius, Roma İmparatoru öldü.
28/10/1516 Sadrazam Sinan Paşa Yönetiminde ki Osmanlı Ordusu Gazze'de yenildi.
28/10/1538 Yeni Dünya'nın ilk üniversitesi olan Santo Tomas de Aqunino kuruldu.
28/10/1636 İlk Amerikan Üniversitesi Harvard kuruldu.
28/10/1704 İngiliz Filozof John Locke dünya'ya merhaba dedi
28/10/1837 Hitotsubashi Yoshinobu, Japon Asker ve siyasetçi öldü
28/10/1848 İspanya'da ilk demiryolu, Barcelona-Mataro arasında hizmete girdi

VALİDEBAĞ'DA AĞAÇLAR ARASINDA BAKMAK

Türkiye 2013 Mayıs Ayının sonlarına doğru yepyeni bir akım ile tanıştı! Cumhuriyet tarihinin en büyük eylemlerinin gerçekleştiği ve adını GEZİ PARKI olarak aldığı bu eylemler aslında ilk başta sanki birkaç gaz ile insanlar çil yavrusu misali dağılır bizde buraya dikeceğimizi halkın da ocağına incir ağıcı dikeriz hesabı sanıldı! Ama öyle olmadı!


Gezi Parkı eylemleri ülkemizde muazzam bir örgütlenme ve yeni jenerasyon gençliğinin ne denli siyasete bağlı olduğunu gösterdi! Her ne kadar bu kitleye 
önderlik edebilecek bir yapı/lar olmasa da bizim sosyalist camiiya devrim yaparız edasıyla alanlardan hiç ayrılmadı sürekli gaz-su-jop-fişengi-sodan-bilumum eylemlerde kullanılması gereken/kullanılması kaçınılmaz olan materyaller ile pikniğe gidiyoruz hesabıyla bulundurdular! Ha birde çok bilmiş sosyalistleri de unutmamak gerekliydi!

Efendim lafı uzatmayalım, şimdiler de İstanbul'da gene Validebağ'da yıkılması daha doğrusu koparılacak ve talan edilecek ağaçlar için yine halk sokaklara düştü! Kendi çevresini ve doğasını kendisine artık ait olmadığını sadece emanet olduğunu anlayan halkımız bu miras ile tekrardan sokaklarda... 

AKILLANMAYAN ZİHNİYET

Soma'da son yaşananlardan sonra Türkiye'de maden ocağı anlayışı hala değişmedi! Zaten değişmesini beklemek, ahmaklık olurdu bence. Çünkü zemin ve saha buna çok müsait. İnsan evladı çalışmaya ve geçinmeye mecbur bırakıldığı için her ne kadar da çalışma koşulları yasal koşullar doğrultusunda olmasa da sesini çıkarmak istemiyor! Çalışanı sesini çıkardığı zaman kapı dışarı ediliyor! Dışarıdan birileri onları düşünüp ses çıkardığı zaman vandal/vatan hanini/şerefsiz vs gibi yaftalamalar da bulunuyor insan. Ama o insan başına bunun gibi bir kaza gelmediği için kolay yoldan yaftalayarak kaçıyor! Yani ateşin düştü yeri yakar anlayışı ile o  ateşin bir gün onun da evine ulaşabilme ihtimalini ya hiç düşünmedi yada düşünmüyor! Bence son şık çok tehlikeli ve üzerinde durulması gereken bir söz!

Malum ateş sadece düştü yeri yakmakla kalmıyor rüzgarın ve zeminin koşulları ile onunda evine getirme gücüne sahip! 

KADER DEĞİL ÖLÜMLERİMİZ!

Peki neden onca olanlardan sonra insanlar bir ders çıkarmıyor/çıkaramıyor/istemiyor? İnsanlarımız insan olduğunu ne zaman unuttu acaba? Ses çıkarmak, yanlış olana yolunda gitmeyen bir arabayı durdurmaya bu kadar mı korkuyor artık! Titreyin efendiler! Kaybedecek hiç bir şey kalmadı! Ama kazanılacak olan bir GELECEK ve ONUR var!

KABLOLAR ARASINDA BOĞUŞMAK

Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasında ki ince farklı çok iyi bir şekilde gösteren yapı dikeceklerdi/dikiliyordu/dikildi sonunda vatanımıza ve milletimize hayırlı olsun diyelim ne diyelim artık?! Bence hayırlısı olsun demekte fayda var. 

Başbakanlık yerleşkesinin üzerine kurulan ve yaklaşık olarak 50 futbol sahısı büyüklüğünde olan, 300bin metre karelik bir alancık. Şimdi alan var, alancık var demi efendim...

Yapılan yapıtta aslına bakarsanız birçok şey düşünülmüş ve kendini aşmış durumdalar. Erdoğan'ın çalışma odasından tutunda gelecekleri karşılamak için bir resepsiyon alanı, dev kongre salonu, botanik bahçeleri, misafir haneleri, yemek salonları iğneden ipliğe bir saray ihtişamı içerisinde herşey var. Yok, bile yok burada diyebiliriz miyiz? (Ben yazanların yalancısıyım, yazanların üzerine yorum yapmak istedim)

Yaklaşık olarak maliyeti ise 300 milyon dolar yani 700 milyon lira, eski para ile 700 trilyon yanına sıfır koymadım, ilk okul sıralarında olduğu gibi, birler, onlar, yüzler, binler, onbinler, yüzbinler  ..... trilyonlar... demeyin istedim! Neyse efendim hayırlsı olsun. Gelelim şimdi fasulyenin faydalarına. Yani başlığımızın atılmasının asıl amacına... 


12 Eylül Mimarı olan Evren'in kalmış olduğu yer yetersiz kaldığı için aslında bu binanım yapımına başlanıyor ve ilk temel 1986 yılında atıldı sonra 1993 yılında bitti. Efendim malumuzun ülkemiz de paralel yapı aldı başını gitti. Bu ceberrut yapı iğneden ipliğe herkesleri izleyerek/dinleyerek/video kaydı alarak yapmadıkları kalmadı! Üstelik herkesle ilgili farklı kasetlerin olduğu ve önemli bir yere/mevkime gelmeden önce eğer onun gelinmesi istenmiyorsa kendisine gösteriliyordu bir nevi polet alemdarcılık yani... Bu cebberut yapı Erdoğan'ın ofisine kadar girmiş ve prizlerin içerisine dinleme cihazı yerleştirecek kadar alçalmıştı! Ulan yatak odasında rahat bırakmıyorsun anladık bari bu ofis odasına da mı gireceksin! Pes doğrusu hani! 
Sağır oda olarak nitelendirilen ve Oval Ofis tadında olan yapı, dinlemek ve böcek yerleştirmeğin imkansız olduğu söyleniyor! Ne diyelim cebberut yapı iman gücü filan falan diyip te yerleştirecek olursa varın sonra halka ne yerleştirilir siz düşünün! Hiç dilime bile yakıştıramadım!...


2014-10-27

BEŞİKTAŞ'A ÜVEY EVLAT MÜAMELESİ

Sanırım siz blog okurları dostlarım neden böyle bir başlık attığımı çok merak ediyorsunuz. Düne kadar bilimsel ve siyasi açıklamlarda sonra şimdide spora mı el attı bu hırbo der gibisiniz. Sesi ta bana kadar geldi, madem böyle düşünceniz var içinizden söyleyin de ben duymayım! (Şaka)

Beşiktaş'ın bu yıl ki lig seriveni bir önceki yıllar oranlar gerçekten de keyif verici, bir beşiktaşlı bence bu hazzı ve mutluğu (eskiler) yada yaşı 30 ve üzerinde olan kuşak daha iyi bilir, onların çocukluk dönemine denk gelmekteydi bu hani şu meşhur metin-ali-feyyaz üçlüsü vardıya ha işte onların futbol zevki kadar güzel birşey yoktu efendim.  Sonraların da ilerleyen zamanlarında kadro değişti siyahi oyuncular geldi bizim ülkemize adepte oldu misal nouma! 

Dün oynanan kayseri erciyes maçında, maçın içinde olmayan ve adeta son top bükücü olarak bilinen birkaç futbolcu var dı örneğin ''gökhan''! arkadaş bir insan takımı için bu kadar mı düşmaca tavır takıldır, bu kadar mı hırçın ve bilinmezlik içerisinde oyna hakim olamaz? Ha bir ne necip vardı, A2'den beri oynayan ve beşiktaşı'n içinde 10 yıldır var olan bir oyuncu takım ruhundan hiç mi hiç anlamaz? Defansı bu kadar mı boş bırakabilir. Takım arkadaşlarını geriye çağıramaz mı? Ya kaleci dostumuz? Bence onun kadar emektar kimse yoktur şuan!

Neden üvey evlat müamelesi gördüğünü bir sonra ki yazım da daha detaylı bahsetmek isterim.

İZMİR BAROSUNA DİKİLEN FAŞİZM BAYRAĞI

Son 30 yıldır Türkiye Sosyalist Hareketi başına yemiş olduğu onca sopaya rağmen bir türlü akıllanmadı, daha doğrusu acısını hissetmedi. Bir türlü kendisinden başka da devrimci ve demokrat kurumlarının da var olduğu ve devrim rüyasını kendisinin tek başına ipi göğüsleyemeyeceğini ya anlamadı yada bilmiyor! Bence son şık daha göze sokulur bir şekilde yansıyor! İnsan evladının ego sevdası, ne yazık ki sosyalist grupların içerisinde de var olmuş durumda! Kişi/kişiler devrim hedefi öncesinde ilk başta kendi iç dünyasını değiştirme gerektiğinin farkına bir türlü varamadı! Bunların en önceleri arasında ego belkide en üst sıralarda kendine yer edinmiş durumdadır!
Peki ne oldu İzmir Barosu'n da?

Aslında  bilinen gerçek ki, İzmir Barosu'nun Başkanlığını ne yazık ki Sosyalist/Çağdaş Avukatlar kaybetti. Oy atma tenezzülü bile göstermeye pek muhterem a
vukat arkadaşlar seçimin bazı şeyler için çözüm olmayacağı inancı içindeydiler sanırım! Olsun bu da bir düşünce biçimidir! Ancak bu düşünce biçimi de bir yere kadar efendim!

Bir birlikteliği bile oluşturmayı beceremeyen sosyalist avukatlar yada daraltmadan söylemek gerekli kendini çağdaş ve ilerici olarak gören avukat arkadaşlar neden birleşme gereği duymadı yada neden oy kullanmadı? Şimdi ise İzmir Barosu'nu İP MHP AKP İttifakından  oluşan grup kazandı! Yani faşizmi şuan artık Baro iliklerine kadar hissedecektir! 

Cevap isteyen(ler) olursa yorum da yapabilir, iletişim de kurabilir.

BİR KADININ İDAM EDİLMESİ

İran'da tecavüzcüsünü öldürdüğü için idama mahkum edilen 26 Yaşında ki Reyhaneh JABBARI idam edildi! Ancak Uluslararası Af Örgütü yargılanmanın adil olmadığı için idam edilmemesini istiyordu! Ne yazık ki JABBARI kurban edildi!
İslam dini kadını kutsayan ve 'cennet annelerin ayaklarının altındadır' diyen bir inanca sahiptir! Gelin görün ki teori ile pratiği uyuşmadığı bir anlayışın dışa vurumu olduğunu gösteriyordu.

JABBARI 2009 yılında Morteza Abdolali Sarbandi'yi öldürmek suçundan hüküm giymişti. ''Bana Tecavüz  etmeye çalıştı'' dediği Sarbandi,  daha önce İran İstihbarat Bakanlığı'n da çalışıyordu. 

Mahkemede ki savunmasında bir kez sırtından bıçaklandığını kabul etmesinden sonra evde bir kişi daha vardı Sarbandi'yi o öldürdü demişti! İyi o öldürmüş olabilir, yada JABBARI'de öldürmüş olabilirdi? Bunun cezası ölüm mü olması gerekliydi? Peki Sarbandi'ni eğer yaşasaydı onun cezası ne olacaktı?

BM İran'ın bu yıl içerisinde en az 250 kişiyi idam ettiğini söyledi! Tebrikler efendim!

İŞ BAŞI

İş başı çilesi bitmek tükenmek bilmeyen çilerler arasında yer alır! Tatil bir bünye için vazgeçilmezdir! O yüzden tüm tatillerin değerini iyi bilin dostlar!

2014-10-26

KİMİ HELVA KİMİ NOHUT PİLAV SEVERDİ-1

Bir çoğunu zaten tanıyoruz. Kimden mi bahsediyorum/bahsedeceğim? Merak etmeyin aslında kısadan hisse hemen söyleyeyim de meraka kapılmayın. Yazarlar/Yönetmenler artık ne halt sa. (yanlış anlamayın, küçümsemek için demedim)

Düşünsenize tanıdığınız ve severek okuduğunuz  yazarların hayatları nasıldı? Yada ne yer ne içerdi bu insanlar olmadı neye inanır, inançları nasıldı? Aslında bunların cevabı çok basit, o kadar zor değil. Onlarda bizler gibi insandı? Geçmişte olduğu gibi şimdi de o şekilde insandı. Sadece yaşam koşulları farklıydı. 

Mesela Hulusi KETMEN'i örnek vermek isterim. Kendisi ''Türk Sineması'' için sayısız eser bırakmış oyunlarda/filmlerde oynadı. Ve aklımızda hiç çıkmayan o babacan hakim tarafı ve zengin kız babası rolünden hiç çıkmadı! Biz onu sürekli böyle tanımıştık! Daha doğrusu tanıtıldı! Ancak film sahnesi bittiği zaman oda kuytu bir köşede eve gitmek için otobüsünü bekler ve evine giderdi! O oynamış olduğu evlerin belkide hiç birinde oturma fırsatı olmadı/istemedi. Onun istediği sadece filmlerdi ve ''Türk Sineması'' için eser üretmekti! 

Diyor ki usta: '' Yıllarca hep zengin, fabrikatör baba rolünü oynadım. İşin en acıklı kısmı ise bütün gün zengin baba rolünü oynanıp çekim bittiğinde eve gitmek için soğukta, köşedeki durakta dolmuş beklemem olmuştur  ''

Hulusi KETMEN!

Biraz ülke sınırları dışına çıkalım ve tarihide geriye alalım! 

John Steinbeck hani şu meşhur kitabı olan ''Bitmeyen Kavga''nın yazarı, acaba o nu nasıl tanırdık ki? Kendisi, bölgesinde pozole adı verilen etli nohutlu ve hamurlu yemeği çok severmiş. Sanırım bizim ege bölgesinde keşkek dediğimiz yemek türüyle aynı! Birde yazarımız gezmeyi çok sevdiği için yolculuğu esnasında içinin sıcak tutması için bu yemeği yermiş hep!

Ya şu Satre hani çağımızın diyaletik ustası sayabileceğimiz kişi,  (Jean-Paul Sartre)yoğun hayat koşuşturması içerisinde enerji almak için helva yermiş! Ne güzel de kendine bakıyorlarmış demi? Bizim o dönem için çoğu zaman, şarapların, kadehlerin, ortasından kalmayan, sürekli alkolizm içerisinde olduğunu düşündüğümüz bu insanların, bu sanatçıların belkide ne özellikleri var ki biz daha bilmiyoruz efendiler!





RÜYA NEDİR?

İnsan evladının ortalama yaşamı 60 sene olarak baz alırsak bunun 20 senesi uykuda geçmektedir. Yani hayatımızın 3/1 uyku halinde geçtiğine göre uykumuzun bizim için çok önemli bir yeri vardır. Uyku halinde insanlar kabuslar/rüyalar/iyi/kötü farklı şeyler görmeye müsaittir. Yıllar önce bilinç altına giren bir şey belkide onlarca yıl sonra rüyamızda karşımıza çıkma ihtimali vardır. Beynimizin gündüz kayıt ettiği ve arka loba gönderdiği ve oradaki lopun bir memur hesabı kayıt ettiği bilgiler mevcuttur. İşte bu iki nokta arasında kalan bölgeye ''alfa'' denilir.  İnsan evladı çoğu kez bu alfa boyutlarında rüya görmüş olsa da bazen/çoğu zaman/çoğu kişi bunun farkında olmaz/olamaz. Bir kısım insanda bu alfa boyutuna geçmek için çok uğraşır!

Nedir peki bu alfa boyutu, şöyle kısaca diyebiliriz insan bedeninin/ruhunun kendisinden ayrılmasıdır. Bu bir bebek ile anne ile arasında ki kordon bağına benzetilebilir. Ancak şöyle bir durum burada mevcuttur. Burada ki bağ, anne ile kordon bağından daha kuvvetlidir. Yani kişi bu alfa boyutuna geçip farklı yerlere gidiyorsa, kopacak, geri gelemez denilebilir. Bu külliyen yalandır olmaz efendim böyle şeyler!

Eğer rüyanızda düşecek yada uçarken bir yerlerden zıplarken görüyorsanız ve o anda vucüdunuz titriyorsa biliniz ki artık ruhunuz bedeninizden ayrılıp farklı mekan ve yerler arama yoluna gitmiştir! Sizler eğer rüyalarınıza hükmedebilirseniz kendi rüyalarınızın yönetmeni/oyuncusu/senaristi herşeyi olabilirsiniz.

Buda insan evladı için daha sağlıklı bir yaşam sürmesine ve daha iyi bir hayatta devam etmeye işarettir. Ancak dikkat edilmesi gereken şeyler uyku düzeninizin hiç bir şekilde değişmemesi ve dikkat edilmesi gereklidir! Yani eski uyku düzeniniz neyse ona ay


nı şekilde devam etmeniz şartır! Diğer türlü metabolizmadan tutunda, uyku düzenine ve sanal dünyada yaşamaya kadar gidebilecek bir dizi psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilirsiniz...

Bu rüya tipine LUCİD denilir.Yani rüyada hükmetmedir. Şayet rüyanızda karşısınız da birileri size karşı dövüşüyor yada silah kullanıyor fakat siz müdahale edemiyorsanız, kendi bedeninize yeniliyorsunuz demektir.  Bunun rüya olduğunun farkına varıp, var olan olayların tadını çıkarmak yine sizin elinizde! Ama yine de dikkatli olmak gereklidir. Bilinmezlikler içerisinde olduğunuzu hiç bir şekilde unutmayın! Sadece rüyalarınıza müdahale edin!

SADECE BİLGİ AMAÇLIDIR, FARKLI BİLİM İNSANLARININ YORUM VE DENEY SONUÇLARINDAN HARMANLANARAK HAZIRLANMIŞTIR...

TANGO YAPMAK ZİNADIR!

Evet başlığı yanlış duymadığınız! Bende az önce gördüm, keşke görmez olaydım. Gerçi modern çağın getirmiş olduğu bilişim dünyasında yani teknolojisinde görmemek, öğrenmemek gibi bir mazeret olamaz. Oda insan kendini hereşyden soyutlarsa o zaman bu mazeret geçerli olabilir!

Dostlar! Şimdi haberin detayına inelim ve bu zat-ı muhteremler neler demişler ve niçin demişler öğrenelim. Ben haberli radikal gazetesinde okudum. Dikkatimi çekti ve sizlerle yorumu paylaşma gereği duydum. 

Her yıl Adana'da yapılan Uluslararası Tango Festival'ine karşı ilginç bir kampanya başlatan platform diyor ki eğer tango ayakta yapılırsa zinadır! Bakın şu hadsiz ve hal bilmezlere, sanırım Tango'nun ne olduğunu bilmiyor yada kuru laf kalabalığı yaparak ünlü olmak ve isimlerinin reklamını yapmak istiyorlar. İyi onu da anladık! Acaba bunlar Tango'yu Dimitır Dimov'un TÜTÜN kitabından mı aldılar? Gerçi bu lafı söylediklerine göre bu kitabı okuma gibi yada yüzde yüz ismini bile bilmiyorlar. Sonuçta bir rus ismini çağrıştıran latin alfabesinden oluşan bir ad! Onu da adlandırdık! Peki bu insanlar neden böyle düşünürler ki! 

Sanırım bu veletler sosyal medya üzerinden örgütlenerek bir şeyler yapmaya karar vermişler ve alenen bir mesaj göndermişler...

Radikal gazetesinden alınmıştır...
''Allah'tan (c.c.) korkun! Açık günaha, zinaya izin vermeyin'' diye başlayan bildiride, ''Müzik eşliğinde kadın-erkek arasında bedensel yakınlaşma/yapışma sağlayacak sahnede zinanın sergileneceği bir festivalin ne dinimize ne de milli kültürümüzde yeri yoktur, olamaz. Bu yıl 'Uluslararası'  boyut kazandırılması amaçlanan 'Tango Festivali' iptal edilmelidir. Bu festival günahın, haramın, zinanın açıkça işlenmesine sahne olacaktır. 'Zinanın ayakta müzikle yapılan şekli' olan, insanları günaha davet eden bu tür erotik dansın meraklısı olabilir ama bu tür çirkinlikler toplum içinde olmamalıdır''  demişler!



Keşke şunları da deselerdi mesela ''Hüseyin Üzmez'' gibi bir şerefsizin kendinden onlarca yaş küçük kız çocuğuna tecavüzden yargılanması ve sonrasında kanser olup tahliyesinden kısa bir süre sonra ölmesinin ''İlahi Adalet'' olduğunu sonrasında ise IŞİD gibi lanet köpek sürüsünün onlarca kadını satmasını ve seks kölesi olarak kullanmanın dinen caiz değildir gibi bir açıklamalarda bulunsalar da çok iyi olurdu! Gerçi hoş, bu açıklamayı yapanlarda bu tür alçaklıklar yapanların yanında aynı bokun lacivert kıvamında ki rengini oluşturur. Sonuçta boktur ve yolu yoktur! Buluşacakları yer, aynı kanalizasyonun yoludur. Boşalacakları yerde bellidir!  

SAATLERİN İLERİ/GERİ ALINMASI

Bilinir ki yılın farklı aylarında saatler 1'er saat ileri/geri alınır. Bu zaman diliminde eğer evdeyseniz ve işe gidecekseniz ve üzerine saatler 1 saat geri alınırsa oooo sizden daha keyifli kimse belki yoktur bu hayatta. Tam tersi de olabilir, gece mesaisinde çalışıyorsanız ve o saat ileri alınmışsa aynı şey sizin içinde geçerli olur. Belki okey oynayanların yanına yancı olmak için bile gidebilirsiniz...  

Tüm bunların dışında şeylerde olabilir, mesela iş yerinde çalışırken saatler geriye alınabilirdi. Yada işe gideceğiniz sabah vaktinde ileride alınabilirdi. Şunu unutmamak gerekli insan evladı zamana hiç bir şekilde müdahale edemez ve hüküm süremez! Sadece zamanı izler, izler, izler... 

İnsan evladı 24 saatlik zaman diliminde kendine bir pay çıkarır ve ona göre yaşamını sürdürür! Sizde kendi zamanınız doğrultusunda yaşamınızı sürdürün!!!

İŞ CİNAYETLERİ

İnsan evladının ekmek peşinde koşarken ölmesi yada ölmesine müsaade edilmesi görmezden gelinmesi kadar acı bir şey yoktur sanırım... 

Ülkemizde son 13 yılda iş kazaların da hayatını kaybeden resmi 13 bin üzerinde insan öldüğü biliniyor. Düşünsenize her yıl ortalama 1 bin insan ve bunu güne vurduğumuz zaman ortalama 3 insan olduğunu biliyoruz. Artık gerçekleşen ölümlerin ardından ''allah rahmet eylesin'', ''allah geride kalanlara yardım etsin'', ''ailelerine sabır versin'' vb gibi sözlerden öteye giden birşeyleri yapmıyoruz. Sadece izliyoruz/seyrediyoruz o ölüm treninin bizi de almasını bekliyoruz!  

Çok geriye gitmeye gerek yok, biraz geçmişe gittiğimiz zaman yani 70'lere 80'lerde bu tür olaylar olduğu zaman işçilerin müdahalesi dışında bir de toplumsal olarak tepkilerimizi ortaya koyardık! Patrona/İş verene bazı yaptırımlar yapmak zorunda kalırdı çünkü buna mecbur bırakılırdı! 

Şimdiler de durum pekte iç açıcı değil hele ki şu geçirdiğimiz 15 yıldan sonra hiç de değil! İşçiler adeta modern amele pazarlarında satışa çıkartılıyor ve alıcıları onları istediği gibi kullanıyor/kullandırıyor! Çünkü zemin yıllar önce buna göre atıldı ve attırıldı! Şuan canım ülke sınırları içerisinde herkeslerin borcu bulunmakta! Bunun adı bireysel kredi/ev kredisi/araba kredisi/kredi kartı vb! Say sayabilirsen! Artık kişiler kredi borçlarını kapatmak için başka bir kredi çekip öyle ödüyor ve geçimlerini bu şekilde sağlıyorlar! Sağlamaya çalışıyorlar! İşçiler ölmeye/ölüme terk edildiklerinde ise ses seda çıkmıyor! Çünkü ça
lışmaya muhtaçlar ve borçlular!

TÜM İŞÇİLER KIRIN ZİNCİRLERİNİZİ KREDİ KARTLARINIZDA BAŞKA KAYBEDECEK BİR ŞEYİNİZ YOKTUR!

PAZAR SABAHLARI

Ne güzel değil mi pazar sabahları? Yada ne güzeldi! Tüm aile bir arada olur, babanın kalkması beklenirdi, anne ise işlerine baba kalkmadan koyulmuştu. Hele ki mevsimlerden eğer bir kış ise, bu sefer annenin işi iki kat daha artıyordu. Bir yandan sobayı yakma telaşı diğer yandan sofranın hazırlanması öte yandan üstünü açan çocukları varsa, üşümesin diye üzerini kapama telaşı...

Belki de , babanın tek tatil günü idi pazar günü. Eşi ve çocukları ile geçirebileceği tek zaman dilimiydi. Diğer zaman dilimlerinde sistem çarkının içine oturmuş ve bir parçası olmuş birey, eve geldiği zaman o anki yorgunluk ile gözü hiçbir şeyi belkide görmüyordu/göremiyordu/görmek istemiyordu. Bu son söylenileni babaların çoğu hiç düşünmemişti belkide/yada düşünecek zaman ve vakit kalmamıştı...

Anne ise; hayat arkadaşı ve çocuklarını aynı sofrada görmenin tarifi imkansız mutluluğu içinde ki o sabah kahvaltıları için tüm hünerlerini göstermesine gerek yoktu! Çünkü anneydi ve anne olması yeterliydi...

Pazar Kahvaltılarınız ve pazarlarınızın ilk başlangıcı ailenizden uzaksanız eğer, bir alo diyin ve yürekleri serinlesin/ısınsın ve kahvaltılarından bir tat alsın efendim...

2014-10-25

YERYÜZÜNDE KİBİRLİ OLMAK

Kibir bir insanı ölüme iten en berbart bir kişisel davranıştır. Hatta ve hatta psikolojik travma bile sayılabilir.

Peki insanı kibirli davranma iten şey ne olabilir ki? Neden bu kadar kibir içerisinde bürünebilir insan evladı? Küçük dağları, ovaları, yayları acaba o'mu yaratmıştır/ o'nlar mı yaratmıştır? Elbette hayır! Kimsenin o kadar daha gücü olmadı, sanırım olamazdı! Ha şu olabilir belki, o ovalara, bayırlara, yaylara anca insan evladı beton yığınıyla kaplayabilir, başka da birşey yapamaz!

Diğer insanları küçük görme, hor görme aslında en başlıları arasında yer alır. Tıpkı 

''rakı içen bir farenin, sarhoşken, getirin o kediyi bana'' 

demesinden başka birşey değildir bu!

Aslında sadece bunlar değildir,  giyim, kuşam, bakış, yaklaşım bunların hepsi tetik unsuları oluşur. Bir yere gittiğinizde ve oturması gereken başka insanlar varken, orada biri(ler)si oturuyorsa bilin ki efendiler o insan(lar) da kibir artık nirvanaya ulaşmış ve  kendini aşmış durumdadır!

Bi  bakıma kamil insanların dışında, çoğu insanda kibir tohumları ekilmiştir, fakat insan evladı bunu çoğu zaman dışarıya çıkarmaz/çıkarmak istemez. Her ne kadar ben öyle değilimdir dese de durum pekte öyle değildir. Bi nevi anormal bir davranışın, dışa vurulmuş halidir diyebiliriz.

İnsan evladı, başkalarında bulmuş olduğu kusur aslında bir nevi kendi içerisinde olan ama kabullenmek istemediği bazı şeyleri dışa vurumu sonucu kendini kibirli yapar! 

Kibirli olmayın efendiler, ister bakan ol! İstersen Başbakan! İnsan ol!

500.KEZ GALATASARAY MEYDANINDA OLMAK

Tam 500 hafta, 500 hafta anneler, aileler bıkmadan usanmadan hiç vazgeçmediler. Hiç bir şeyden korkmadan sadece adalet ve çocuklarının yerlerini istediler! Cevap olarak ise koca bir hiç aldılar!  Katilleri ise hala sokaklarda ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya devam ediyor! Kim bilir belki de emir bekliyorlardır birilerinden ve yeni ölümler yaratmak için gün sayıyorlardı!

Tam 18 Yıldır hiç yılmadan ve bıkmadan, çocuklarını devlet eliyle yada onlarda bağlı olduğu düşünülen kişilerce kaçırılması sonucu gözaltında kayboldu. Ve sonra hiçbirinden haber alınmadı! Türlü bahaneler üretilerek ölümü haklı çıkarmaya çalışan zamanın zeberrut devleti hakladığı düşüncesinde olsa da, dün ne ise bugün de aynı olduğu devrimci demokrat insanlar bilmektedir!

Oğulları gözaltında öldürülen annelerin sadece çiçek bırakabileceği ve katillerin yargılanması istemektedirler. 

Arjentin'de Cunta'ya karşı sokaklara çıkan Anneler, ''Plaza Del  Mayo'' Meydanı'nda toplanarak çocukları için Adalet arıyordu! Türkiye'de de Cumartesi Anneleri oldu! 

Perşembe'den Cumartesi selam olsun ANNELERE!

Cumartesi Anneleri ne zaman sokağa çıksalar, artık onlar için bu birer devlet eliyle işkence ile karşılaşmalarına işaretti. Her buluşma bir dayak resitali oluşturuyordu artık! Yani oğullarına, çocuklarına reva görülen ölüm, onlara dayak olarak dönmüştü! 

Cumartesi Anneleri 200. Haftasında artık eylemlerine son vermişlerdi. Seslerini tüm Dünya'ya duyurduklarını hissettikleri anda artık eylem yapmama kararı almıştı!

Ama bir yere kadardı!

Ergenekon Dosyaları açılıncaya kadar sürdü! O dos
yalar açıldıktan sonra Anneler tekrardan Cumartesi Günleri eskiden olduğu gibi ritüellerini gerçekleştirmeye devam ediyordu!

ANNELERİN GÖZ YAŞLARINDA BOĞULACAKSINIZ EFENDİLER!


2014-10-23

24 SAAT KESİNTİSİZ HİZMET

Yeni Şafak yazarı tekrardan bizleri gülümsetti. Ülkede  onca olan şey varken, bir de kendisinin olması sanırım bu topraklarda diğer insanların yada yaşamlarından bıkan insanlar için bir yaşama sevinci taşıyor. Tıpkı İdris Naim Şahin gibi... Kendisi sanırım onun tahtına aday ki son zamanlar da bu tür açıklamalardan hiç çekinmedi ve çekinmeden işini yapıyor. Ya salak, yada bizleri salak yerine koyup, siyasete atılmaya çalışıyor. Ne diyelim efendim yolu açık, bahtı kapalı olsun artık! Kendisine diyebileceğimiz bir şey var mıdır? Ne desek boştur ve hoş olmaz! (En azından benim için).Kendisinin ismini daha önce birkaç kez duymuştum. Kim diye araştırma gereği de duymadım açıkça söylemek gerekirse, zaten bu tür insanlar hergün mantar gibi çoğalmaktadır dedim. Neden araştırıp, google kendisine bir nam kazansın düşüncesi içerisindeydim. Halada öyleyim. Yan tarafta görmüş olduğunuz fotoğrafı, Uykusuz Karikatür Dergisinin, bir sosyal ağ paylaşım sayfasından almış bulunmaktayım. Hoşuma da gitti, kendisini en iyi anlatan başka birşey olamazdı sanırım.


TECAVÜZ

Bugün bir de bu kelimeyi incelemek istedim. Aslına bakarsanız Dünya Dilleri arasında anlamı ne olursa olsun, hiçbir etimoloji içerisinde yer almaması gereken gereksiz harf sarfiyatı oluşturabilecek birşey...

Geçtiğimiz günlerde 4 Hayat Kadına karşı tecavüz eden, bir insan müsveddesinin savunması cidden akıllara ziyan şekilde olmuştu. ''Onlar zaten hayat kadınıydı'' diye kendini savunmaya çalışan zat, için sanırım bir işlem yapılmayacak, tıpkı diğer tecavüz sanlısı insan demeye şahit gerektirmeyenler gibi.

Vermiş oldukları savunmada bir o kadar kendileri gibi çirkin olan bu çirkeflere sanırım gerekli cezalar verilmeyecek ve bir süre sonra bu çirkefler cezaevinden çıktıkları gibi kaldıkları yerden devam edecekler ama herşey bir yere kadardır! 

Sanırım bu ülke topraklarında bir tek siyasi tutsaklara karşı bu imtiyaz sağlanmıyor/sağlanmayacak. Nedeni ise aslında çok basit: ''KORKUYORLAR'' insanların bilinçlenmesinden ve kendi kurmuş oldukları modern salatalığına karşı birşey olur diye onlar gibi düşünmeyen/konuşmayan ne kadar insan varsa hepsini içeriye tıkmaya ve hayatlarının geri kalan ömürlerini o hücrelerde geçirmeleri için bir sarfiyat içerisinde yanıp tutuşuyorlar!

Aslında onlara diyebileceğimiz çok basit şeyler var! Korkunun hiç bir zaman ecele faydası olmadı ve olmayacaktır. Sizler ne kadar korkarsanız, bizler de o kadar atılgan ve mahir olacağız! Mahkemelerimiz de gerekli adil cezayı bu tür insan müsveddesi kişilere vermeseniz de emin olun halk bir gün hem bunlara hemde size laiki olduğunuz cezayı misliyle verecektir...


ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKIBETİ

Evet son günler de uzun zamandır insanların dillerinden düşürmediği ve sıkıntı yaşadığı bir söz. Son zamanlarda gerçekleşen acı olaylar acaba bu süreci etkiler mi? Sorusuna Başbakan Davutoğlu'nun cevabı 'etkilemez' yönünde olmuştu. Aslında içinden geldiği gibi konuşmamıştı.

Kobanê'ye IŞİD saldırılarının hızla artması sonrasında, bir çözüm yolu isteyen kürt halkının temsillerine karşı olumsuz cevap veren iktidar, belkide şuan ölen onlarca insanın tek suçlusu sayılabilecek delile bile sahiptir.

Ortada gerçekleşen insanlık ayıbına karşı, bilindik ve faşizan itibarsızlaştırma politikaları güden, statükonun başrol oyuncuları şuan ters düz olmuş olsalar da onların içinden geçenlerin hala değişmediğini çok iyi biliyoruz. 

Kobanê ile başlayan ve onlarca insanın ölümüne maal olan bu süreç, aslına bakarsanız 'Çözüm Süreci'nin kopma noktasını oluşturur. Ancak şuan iki tarafta artık ölümlerin olmasını istememekle birlikte silahların susması yanlısı olduğu görülmektedir. Fakat teori ile pratiğin uzlaşmadığı noktalar da olmakta, birçok yer de şuan askerler ve polisler OHAL dönemini aratmayacak şekilde sokaklarda dolaşmakta ve insanlar üzerinde korku/dehşet/endişe/vs salmaktadır. Tüm bunlar yaşanırken PKK'e tarafı da sanırım boş durmaması yada şöyle diyebilir, 'siz bu şekilde dolaşırsanız, bizim de elimiz armut toplamaz' deme ihtimalleri her zaman yüksektir. 


2014-10-22

ÖZGÜRLÜĞE UĞURLANAN GÜVERCİN

Emek Gençliği üyesi Selahaddin Adın (Bager Grafokelt) Kobanê'de IŞİD çetelerine karşı girmiş olduğu çatışmada, sonsuzluğu gitti. Adın'ın cenazesi  Diyarbakır Adli Tıp Kurumuna  sonrasında ise, Silopi Merkeze gitti. Burada Adın'ı binler karşıladı... Bir kez daha öğrendik ki sadece bu topraklar için var olmadı sosyalistler, dün Gezmişler nasıl ki Filistin için mücadele ettiyse 
(ki geçmişte kendilerine terorist olarak nitelendirdiler sırf filistine gittikleri için ve tarih onlar haklı çıkararak bugün terorist diyenler pişmanlıklarını dile getiremeseler de yapmış oldukları hatanın farkındalar) bugün yine sosyalistler varolduğu topraklardan çıkıp, başka ülkelerinin, vatandaşların özgürlükleri için, kendi canlarını siper ediyorlar...


Fotoğraf: Evrensel

SANATÇIYA DAYAK

Hak-İş'in düzenlemiş olduğu kısa film yarışmasında ödül alan ve almış olduğu ödül sırasında Hükümeti eleştiren ''Fıtrat'' Filminin yönetmeni, Suat EROĞLU, birçok bakanın ve başbakanın da bulunduğu filmin tanıtımı sırasında, eleştiri de bulunduğu için darp edildi. İşte sanırım bu da bizlerin yeni türkiye olarak özlemini çektiğimiz görüntüler arasında yerini almış durumda. Üzülmeyeni daha devamı gelecektir bu tür haberlerin...


Fotoğraf Evrensel Sitesinden alınmıştır...

MERHABA DEMEK ÇOK ZOR

13 Ekim 2014 Tarihinde yazmış olduğum yazının devamıdır. 

İnsan evladı neden merhaba demekten bu kadar çok çekinir diye düşünüyordum uzun zamandır, sonra 13 Ekim 2014 tarihinde laptop başına geçip, çayımı bir yandan yudumlarken, bir yandan da klavyeye manasız bir şekilde şuan olduğu gibi tuşlar ile savaş içerisindeydim. Şuan da olduğu gibi o günü de beynimin nöronları arasında dış dünya ile buluşmasına vesile olan parmak uçlarım da inan ne çıkıyor bende bilmiyor(d)um...

Belki de ben bazen merhaba demekten çok çekindiğim içindir ki bu kadar içerlenmiş bir şekilde klavyeye içimden geldiği gibi yazıyorum Aslına bakarsanız durum o kadar da kolay değil, insan evladı, yaradılış gereği utangaç bir yapıya sahip olduğu için çoğu zaman karşı cins ile (sadece karşı cinse indirgememek gerekli). O zaman neden utangaç davranır ki sanırım bir tek hoşlandığı kişi(ler) cins(ler) hemcins(ler) karışında utanır... Neyse sanırım hala bu yazıyı bitirmek için hazır değilim. Kusura bakmayın...

DRAM-1

Bu yazım da biraz dram üzerinden duracağım. Dram kelimesinin anlamı, nereden geldiği, nasıl kullanıldığı ve nereye gittiği konusunda üzerinde durmaya çalışacağım. Bu sefer köklerine etimoloji kuralları gereği ayırmam imkansız olacağı için biraz üzerinde konuşa gereği duydum.

Bilinen en basit açıklamasıyla, ''bir tiyatronun, eski Türk Filmleri hesabı üzerine de biraz müzikal karabiberinin serpiştirilmesi sonucu çıkan şey''e denir... (Hayatımızın her alanında hiç bir zaman bu şeylerden kurtulamadık, sanırım genel konuşmamam gerekliydi, kurtulamadım. En azından kendi adıma konuşma yapayım) Kelime aslen Yunanca'dan gelmektedir. Yunan'ca yada Mısır dilinden gelmektedir. Bilinir ki bundan binlerce yıl önce (yani işte persler, iskender vs filan varken) araların da gerçekleşen bir kaynaşma sonucu çıkmış sanırım...

Hatta eski çağlarda yaşayan insanlar/kavimler/ülkeler/vs kendilerine ait hikayelerini (güldürücüde olsa) biraz acıklı anlatarak daha dikkat çekici hale getirmek isterlerdi. (Düşünün ki, insanlık damarlarına taaa yıllar önce aşılanmış) İşte hikayelerin/öykülerini bu şekilde anlatıkları için zamanla drama/dram halini almıştı. Eski çağlar demişken, M.Ö. unutmamak gereklidir. Gerekirse google amcamıza sorarak gerekli bilgileri edinebilirsiniz. Ben sadece sözün anlamı üzerinde kendi yorumu kattığım için eklemedim.

Günümüz koşullarında aslın da bakacak olursanız, iktidarın sıklıkla başvurduğu bir oyun biçimi, ''dram''adır. Kendileri her ne kadar saklasalar da, halk bilmekte ve başrol oyuncularının ve yönetmenin kim olduğunu çok iyi bilmektedir. 

Bugün kendi kaderine bırakılan Ortadoğu bir nevi aslında Amerikan 53.Eyaleti konumundadır. Arap baharı ile başaramadığını yada başardığı sandığı politikaları veyahut bölgede hakimiyet politikasını değiştirmek istemsi sonucu bir çok dramatik olaya maruz bırakıldık. Şuan yönetmen koltuğunda bulunan(lar) oyunculara istediği rolü biçmekte ve senaristlerin yazmış olduğu oyun metnini beğenmeyerek oyuncu kabrisliği yapmaktadır. Ancak bunlar hiç bir zaman yönetmene sökmediğini, oyuncu(lar) hala anlamadı sanırım. 

2014-10-21

DİRENME(K)

Direnmek, ülkemiz de çok farklı açılardan değerlendirilebilen ve farklı anlamlar yükleyeceğimiz bir sözcük/kelimedir diyebiliriz. Direnmek ama neye ve kime karşı direnme(k)'tir bu? Değil mi ama. Demek ki bir şeyler var ki İnsan evladı direniyorlar. (lanet olası şu ''şey''ler yok mu?! Bitirecek sanırım bunlar beni) 

Özellikle şu 68 kuşağı ile başlayan ve sonra günümüzde ''Gezi Parkı'' olayları sırasında karşımıza  çıkarak kendini iyiden iyiye gösteren bir kelimenin aslında ne derece tehlikeli ve vahim bir vaka olduğunu göreceğiz...


dir: Yükleme bir anlam katmak için kullan bir ektir. Farklı anlamlar katabilir. Belirsizlik, belirlilik, kesinlik vs. Aslında dilimize Uygur döneminde kullanılan Türkçe'den geçtiği söylenilmektedir. ''Tur'' mesela ''dik durmak'' anlamına gelir. Bir şeyin dik durması '' Dik duran adamlar '' örnek verilebilir.
en: Dikdörtgen,  vs gibi cisimlerin iki boy arasında ki uzaklığının, hayali bir çizgi ile çizilmesi sonucu, oluşan çizgiye verilen terime ''en'' denir. Aslında o yüzden direnmek sözcüğünün yanında yer alması biraz anlamlıdır.Çünkü direnmek mecazı olarak dik durmakla eş değerdir. İki dik kenarı birleştiren bu çizgiye en denilmesi tesadüf olmaması gereklidir. 
me: Özellikle son zamanlarda bağzı ülke halklarının farklı sesler çıkarması ve bu çıkarmış olduğu seslerin ''me''lere benzediği söylenilmektedir. Ama burada direnmek sözcüğü ile o anlamı içermediği kesindir. Bir mastar eki olduğu için, eylemliği ifade ettiği görülür. Gerçi hoş, ''direnmek''te bir eylemliği ifade eder.
k: Bakmayın onun öyle görüldüğüne, o olmaz ise alfabe bir hiçlikler ekolünün tragedyasını oluşturur. 

*Resim alıntıdır.

2014-10-18

SAÇMALAMA(K)

Aslında bu başlığı atarken, çok alengerli şeyler ile süsleyebilirdim. (Hay aksi, şeyler neden hep bizim karşımıza çıkıyor? Hiç sen düşünmedin mi Sofi? Felsefe yapmayacağım! Gerek duymuyorum aslında şuan ) Ha alengerli demişken şöyle yani, harflerin yerleri ile oynayıp, bir kaç anlam yükleyebilirdim. Yapabilirdim, yapabilirdik, herkesler yapabilir aslında. Yeterki istesinler ve yerinegetirsinler. 

Efendim, kim şu zaman da saçmalama krizine girmiyor ki? Evet saçmalama demedim, dikkat ederseniz ''kriz'' olarak nitelendirdim ve o şekilde bir tanım üzerinden gitmek istedim. Bakalım bizler bu yazıyı yazarken başaralı olacakmıyız? Deneyeceğiz gene şansımızı, ancak biz kelimeleri klavye üzerinden tuşlara basarak buralara iletirken bile saçmalamnın dibine, değil, ''magma'' tabakasına gelmişim de haberim yokmuş. Neyse başlayacağız izninizle...

Biraz bu yazımız da bazı şeylerin dışına çıkacağız. Zaten bütün yazıların hepsinde farklı şeylerin dışına çıktık ya hadi hayırlısı olsun...

Etimolojik olarak incelemek istedim aslında saçmalamak'ı köklerine böldüğümüz zaman ilk önce karşımıza saç kelimesi çıkıyor...

Saç: İnsanların baş kısmında çıkan ve yer yer renkli olarak zaman içerisinde uzayan bir şey, şey demiyelim, organda diyebiliriz. Sonuçta yaşayan ve canlı bir organizma...
ma: bir şahıs zamiri, mastır eki, çocuklar sığır olarak kullanabilir.
la: Behzat Ç. Abimiz, kimsiniz la diyerek söyler.Ben başka bir anlamını bilmem. Birde angaralı dostlar, la bebek mi bu diye ifadelerde kullanır sıklıkla
k: Alfabemizin olmazsa olmaz harflerinden biridir. Hani o harf olmaz ise bir yerlerimizin açık uyuyup, görmüdüğümüz kabuslara dönebilir hayatımız...

Bir başka şehir efsanesi ise şöyle başlar hikayesine:
''Eski zamanlar da yaşamış bir padişahın saçları çok çok güzelmiş. Saçlarını saçdıktan sonra daha da güzel olurmuş... Saçlarını saçma durumu zaman içerisinde kızı ile anılır duruma gelmiş. Padişahın hüküm sürdüğü sınırlar içerisinde diğer kızlar da saçlarını ''saçma'' işlemleri sırasında ''saçmala'' diyerek bir birlerine atıfta bulunmuşlar.''
Yani şöyle saçlarını, saç anlamında kullanılmış...

Saçmalama kelimesi böyle doğduğu söylenilir.

Zamanla çağımıza ulaşana kadar, dilimize  farklı anlamlar da yüklenmiş ve anlamı değişmiştir. Belki köklerine şuan inilse bile çoğu kişi anlamaz ve  dikkat etmez. Bunun  en büyük eksiklikleri arasında Türkçe'nin iyi bilinmediği ve  düzgün bir şekilde kullanılmadğından kaynaklandığını yazsam bile saçmalama'nın dışına çıkmayacağımı benim kadar sizler de çok iyi bilmektesiniz ve içinizde küfürleri savurup; ''ulan onca vakti bu boktan yazı için mi okudum ben'' diyebilirsiniz. Saygı duyarım ama siz de saçmalamayın efendim oldumu...

TDK'ın da hikayeyi onayladığı bilinmektedir.


SEVİYORSAN EĞER

Seviyorsan hiç çekinme gidip konuş. Dene bir şansını, belki birşeyler olur demi ama!

2014-10-16

DÜŞÜNEMEYEN İNSAN(LAR)

Dünya var oldu olalı, düşünce farklı yapılarda evrilerek karşımıza çıktı. Farklı materyallerin ve araç gereçlerin düşünce yapısını ve ileşimi anlatmak için çağlar öncesinde kullandılar. Ta ki bu süreç 12-13 bin yıllık süreçe kadar gittiği sanılıyor. Göbekli Tepe'ye göre konuşursak, bilinen en eski yerleşim ve ibadet yeri orasıysa demek ki anlatım ve düşünce çağıda o kadar gerilerden geliyor demektir.

Ancak unutulan ve görülmek istenmeyen birçok şey var?! Çağımız insanı ne yazık ki bazı şeyleri düşünmekten, ve konuşmaktan çok aziz kalıyor. Yazılan, çizilen ve yorumlanan bir çok şey (kahrolası o şeyler hep karşımızda nedense) acaba beni eleştirdi mi? Beni kıskanıyor mu? Neden yazdı? gibi farklı varyoslar üzerinden kolayca mitoz bölünme dahi gerekmeten çoğaltabileceğimiz söz/cük öbekleri çıkabilir karşımıza. Peki bizleri diye bir nokta koydum. Devam edecem müsait bir zamanda

2014-10-15

GAZETECİLİK

Geçtiğimiz günlerde bir Gündem Gazetesi dağıtıcısı daha hunharca pusu kurularak öldürüldü. Biz çok alıştık, ancak bu kahpece vuruşlara! Artık ölümlere alışmayacağız! Naralara halk arasında yüksek mısralara eşlik ederek çıkıyor! Peki neden hep gündem gazetesi çalışanlarına bu baskı şiddeti gerçekleşiyor. Önemli nokta da burası değil mi sizce?

Fotoğraf: Temsili olarak internet ortamından alınıp, kullanılmıştır
Hükümetin bir türlü başaramadığı ve içinden çıkmaz bir hal aldığı, sizleri alamanya götüreceğim diyip, ortadoğuda çölde bırakıp batsız bedevileri kutup ayılarına teslim etmek gibi birşey oldu sanırım. Sakın efendim bu gene espriler espriler, olaylar olaylar mı anlatıyor demeyin! Açık ve net bir şekilde anlatılmak istenen, daha doğrusu politikayı bundan başka hiçbir şekilde anlatamazsın. Bunun izahı da yoktur!

Kürt sorunu, bu coğrafya, AKP politikası ile şuan tıkanma doruğuna geldiğini gösteren bir haldir salında bu durum. Kimseler artık ne laf edeceğini bilemez olmuştur. Herkesler şuan barut fıçısı gibi, patlamaya hazır bir şekilde beklemekte, yada bekliyordur ne diyelim artık! Allah bu duruma getirenleri daha uzun ömürler versin ki, yargılanacağı o günlerin cezasını tatlı tatlı çeksinler artık!

2014-10-14

BİTMEYEN MESAİ

Herkeslerin bi bitmeyen mesaisi vardır. Kimisi için bu öldüğü zaman, kimisi için saat 17:00 olduğu zaman, kimisi için eve geldikten sonra koltuğa kendini serbest atış kurallarına göre bıraktığı zaman ve bizler bu zamanlarları istediğimiz gibi uzatabilir ve buralarda lakırdı gerçekleştirebiliriz. Pekte lakırtı sayılmaz ama olsun.

Benim ise saat sabah 8'de başlayan ve gecenin geç saatlerine kadar devam eden bir mesaim var ki, belkide kimse de yoktur böyle bir mesai. Evet sanırım diyorsun ki kardeşim sen neden böyle iddaalı konuştun, belki aynı şeyi yani mesai (bak gördün mü gene şey'ler çıktı karşımıza) yapıyoruz. Yok efendim sanmıyorum...

Sabanın ilk saatlerinde başlayan ve saat 12:00 kadar 5-6 gibi bardak ile başlayan, öğlen arasında 2 bardak ile eklenen, öğleden sonra gollerin üst üste geldiği ve durmak bilmediği yine 5-6 bardak olarak eklenen bir çay sevdası... Günün ilk resmi mesaisinde yaklaşık olarak 15 bardakla sonuçlanan ve hiç doymak bilinmeyen sonrasında ise keyif çayları olarak diyeceğimiz çayların geldiği ve skorunun 20'in üzerine çıktığı çay içen gördünüz mü elbette görmüşünüzdür be. Biz neden konuştuk ki

2014-10-13

MERHABA DEMEK ÇOK ZOR

Merhaba, aslında çok basit ve yavan bir kelime değil mi? Merhaba kelimesinin sağ tarafına istediğin herşeyi getirebilirsiniz. Yada az biraz kısıtlama yaparsak eğer bağzı kelimeleri getirebiliriz. Mesala; 'merhaba nasılsın' merhaba, iyi misin', 'merhaba, arkadaş!', 'merhaba tanışabiliriz miyiz?' hepside ağzımızdan bir çırpıda çıkabilecek nitelikte olan harflerin bir araya gelip, sözcük ve kelime oluşturma oyunudur aslında. Ama bazen bunları söylemekte o kadar güçlük çekeriz ki, karşı ki dağlara söylesek halimize inanın güler geçer bile.


İşte çoğu zaman o söylemekte güçlük çektiğimiz kelimeler bir zaman sonra hayatımızın dönüm noktası bile olabiliyor(du), du ama biz o kelimeleri söylemedik. Mesala metroda o her sabah işe giderken gördüğün ve işe gitme sebeplerinden biri olabilecek nitelikğe sahip olan, siyah, düz uzun saçları olan, hiç farkında bile olmayacağın burnu, bir o kadar dikkat çeken pembe dudakları ve beyaz tenli suratıyla gök mavisi gözleri ile çoğu zaman karşılaştığın ama bir türlü 'merhaba' kelimesi ile başlayan sonrasını getirmenin aslında sanat sayıldığı bir zaman diliminde yaşıyoruz ne yazık ki. Teknoloji bizden sadece zamanımızı değil, sanatımızı ve ruhumuzu da artık alıyor ve geri vermiyor. Şimdilik saçmalamalarım bu kadar. Okursan devam ederim belki...

2014-10-12

BAŞLARKEN

Her başlangıç aslında bir bitişin tekrarıdır. İnsan evladı ne kadar başladım desede bir bitirişin simgesini ima eder. Ancak kimse bunun farkına varmaz. Varamızdı. Zaten varsa da kimse bu kadar konuşmaz ve koşturmazdı. Ve başlanma ile ilgili bir kelime/kökü/kökleri hiç çıkmazdı.

Peki bir bitiş olan, başlangıç olmayı insanı ne iter? Sevgi? Aşk? Para? Hayat? Kredi borcu? Aşk acısı? ve bir sürü şey aslında, hayatta ne çektiyse insan evladı bu bağzı şeylerden çekti ve çekmeye devam ediyor nedense? Peki insan evladı ne yapmalı ki bu şeylerden? Bence bi bok yapmamalı ve yoluna devam etmeli bu siktiğimiz dünyasında daha ne yapabilir ki. Yazı karışık olduğuna göre, ben nacizane yazarınızın da kafası çok karışık. Kim bilir aklı nerede ki sizlere bu saçma sapan şeylerden bahsediyor ve zamanızı çalıyor. Neyse bir ara bahsedecem bu başlangıç ile ilgili şeylerden. Bu şeylerin ben taa.... neyse küfür olmasın...

TEKRARDAN YAZMAK

Uzun zaman oldu, buralarda yazmayalı. Yine uzun zamandır durumları değerlendiremedik ne yazık ki. Bu zaman içerisin de bir sürü olaylar gerçekleşti ve devam etti. Mesala bunlardan en önemlililer Kobanê'ydi ve hala devam etmekte olan bir direniş sürüyor.

Ortalar da yine bir sürü bir şeyler söyleniliyor, insanlar inanıyor ve hayatlarına ne yazık ki kimse devam etmiyor! Var olması gerekenler peki böyle şeyler mi? Yani inanmak mı? Bu yıllardır kandırılan bir halkın artık bir direniş sergileyeceği ve daha önce sergilemiş olduğu direnişi katmanlar haline getirip devam mı etmesi demek? Ne olabilir ki?

2014-09-03

KALBİM DE Kİ YANLIZ(LIK)

Herkesler gerek kendi kalplerin de ki yanlızlığa ilişkin bir çok söz ve kelam etmiştir, edecektir, etmeye de devam edecektir. Keza etmez ise insanlığından ve ruhunun derinliklerinden ayrılmıştır o insan evladı. Artık insan evladı demeye şahit bile gerekmez.

Peki insanlar neden yanlız/yanlız olduğunu düşünür? Hiç düşündünüz mü? Yada siz hiç bu hissiyata kapıldınız mı? Şayet kapıldıysanız yüzme bilmiyorsanız bu girdabın içinde kaybolmama olasılığınız/boğulma ihtimaliniz oldukça yüksektir efendim...
Bugün kalbimin bir yanlızlığı vardı ve Gezi'den beri devam eden ve yüreğimi kavuran o gün. Ethem'in öldürülmesinden sonra o ateş iyice harlanmış idi. abilerim ve ablalarım... Bugün görünen o çok mühim davada Katil Ahmet ŞAHBAZ 7 yıl hapis cezası alarak işin içinden sıyrıldı. Yakın zamanda ise iyi halden, güzel halden, tırşıkcı diye 2 yıl ceza yatıp çıkar. Gerçi ona cezada denilmez ama içeride, dışarıdan daha iyi bakarlar böyle katillere ne yazık  ki bizim ülkemizde. Hala bağzı tapuları yıkamamış canım ülkemde ceberrut devlet anlayışı insanları katletmeye ve katledeni korumaya/koruma altına almayı ne yazık ki çok sevmektedir.  


Bir başka sıkıntı ise efendim Ali Emre ECER ve Seçkin SAVAŞ'tır. Kimileriniz bu satırları okurken, google amcamıza bu soruları yönelte bilirsiniz. Keza hiç bir şekilde yadırgamam ve küçük görmem. Haliyle tanımak zorunda değilsiniz ama bilmek ZORUNDASIZ! Ben size ufak bir özet geçeyim, bu iki insan ''BARIŞ'' istediği için 14.5 yıl hapisle çarptırıldı. Üstelik tüm hukuk sınırları zorlanarak ve çiğnenerek, gerçi canın ülkemde de bu tür olguların gerçekleşmesi o kadar da anormal değil hani alıştık bunlara, ama alıştık diye de sesimizi/sus pus oturmak bize düşmez hani...

CB, RTTE bu işlerin üzerinde çok düşünmüştü ve sonrasında ortaya nur topu gibi birşey çıktı. Kamuoyunda '' taş atan çocuklar'' Hukuk literatüründe  TMK 10.Maddesi efendim. 
Gerisini bir zahmet bilmeyenler google amcaya sorsun o azda olsa sizi bilgilendirme yapar. Ancak bi özet geçelim. Taş silah kapsamına girdi birkaç yıl kadar önce, fakat Gezi'de gerçek silah kullanan Katil Ahmet ŞAHBAZ'ın kullandığı sanırım oyuncak silahtı? Zaten hayatta bir oyun sahnesi değil mi?

KARANLIKTAN AYDINLIĞA ÇIKACAK BU SOKAKLAR EFENDİLER!!!



2014-09-02

YAZMA(K)

Yazma işlemi/işi tarihin en büyük eylemligini oluşturur sanırım. Bu derece vurucu ve can alıcı başka hiç bir şey olamaz. Boşuna dememişler, ''kalem en keskin kılıçtır'' diye. Zaman ilerledikçe insanların da deyimleri ve sözleri yer değiştirir oldu nedensen hep. Ama anlam ve mana yükü hiçbir zaman değişmedi. Dünya tarihinin bilinen ve yerleşik hayatta var olan 12 bin yıllık tarihi boyunca insan evladı hep bir şeyleri başkalarına ve birilerine tarih kalsın diye bırakır oldu. Bıraktı.

Birileri okusun ve merak etsin. Bizlerin neler yaptıklarını nasıl savaştıklarını, nasıl avlandıklarını hep figürler üzerinde anlaşmaya çalıştılar. Taki o yazı denilen tarihin en münferit olayı gerçekleşene kadar. Sonrasında hepsi kendine bir pay biçerek birçok ulus kendine özel harfleri sembolize eden birçok unsur buldu ve haberleşti/haberleşmeye çalıştı...

Şimdi ise birçok Dünya Ülkelerinde farklı diller ve yazılar mevcuttur. Tıpkı sınırların var olması gibi, diller de insanların anlaşmasına mani olmuş ve birer sınır çekmiştir...

2014-08-25

BENDEN SONRA

İÜ Tıp Fakültesi Hastanesi'nde taşeron işçi olarak çalışırken, tüm itirazlara karşın, zorla indirildiği kanalizasyon çukurunda kaptığı virüs nedeniyle hayata gözlerini yuman, Zafer AÇIKGÖZOĞLU ölmeden önce arkadaşlarına yazdığı bir mektup çıkmıştır. Demiş ki o mektup da

''İki gün ağlayıp benide unutacaksınız''




















Aslında doğru söylemiş arkadaş, her gün resmi rakamlar doğrultusunda ortalama 3 kişi ''iş kazaları'' sonucu hayatını kaybediyor. Yani bu oran yılda 1bin kişiyi aşmakta. Her fırsatta karşımıza çıkan iş güvenliği safsatasını, iş yeri patronunun denetiminden çıkarmadığımız sürece, ölümler normal karşılanmaya ve hergün canımızdan bir parça koparılmasına göz yummuş bulunmaktayız. Tüm bu yaşananlara ses kalınmaması ve birlik mücadele edilmesi gereklidir.

Zafer'in mektubu....


''Yaşarsam, malunen emekli olacakmışım. Şimdi bunları düşünemiyorum bile, sonum ne olacak, yaşayacak mıyım bilmiyorum ki! Taşeron İşçiler Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği vasıtasıyla yürütülen dava sürecei devam devam ediyor, hastane yetkilileri bizden daha yüksekler, daha üstünler, belki onlar kazanılar. Ne karar çıkarsa çıksın saygı duyacağız, elden ne gelir ki! Bilmiyorum arkamdan iki gün ağlayıp üçüncü gün unutacaksınız. Hayatınızda hiçbir şey olmamış gibi devam edeceksiniz. Benden önce sene ölen 1.500 işçi gibi. Soma'da ölen 301 maden işçisi gibi. Şimdi diyorum ki, iş buldum, ekmek buldum diye sevinirken güvenlik önlemlerinin alınmamasından, gerekli eğitimin verilmemesinden, altyapı eksikliğinden canımdan oldum. Yaşamak istiyorsanız, sevdiklerinizle mutlu bir yaşam sürmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorsanız, var olan şartların, eğitimlerin tamamlanmasını isteyin. Çalışma Bakanlığı başta olmak üzere tüm sorumluların yasalarca cezalandırılması en büyük dileğimdir. Ceza alsınlar ki tekrar aynı hatalar yaşanmasın. Güle güle...''

Bİ ZAMAN YOKTUM

Bir kaç gündür yazma gereksimi duymadım. Oysa yazılması ve çizilmesi, belirtilmesi gereken onca şey var ki şu kirli dünya çarkında. İnsan nereden başlaması gerekiyor bilemiyor bir türlü. Ancak domino taşını bir noktada bırakmak gerekli ve düşüş esnasında herkeslere sıra gelir elbet...

Türkiye'de gündem pamuk ipliğine bağlı, bugün gündemde olan zatlar yarın bir anda tepe taklak düşebilir, düşüşe geçebilirler hani efendim. Mesela CB Erdoğan, seçimi kazandı, kazanacağı da beliydi aslında. Neyse ki adam statükonun devamlılığı için hemide çift yönlüüüüü bir Cumhurbaşkanlığı açısından, birde o makamda iken, Başbakanı kolaylıkla yönlendirebilecek birilerini/birisini arıyordu, çok şükür ki buldu. Hayırlı uğurlu olsun mu diyelim, yoksa gazamız mübarek mi olsun diyelim, ne diyelim artık. Ancak savaş bir kat daha hızlı devam edeceği kesindir. O yüzden yolunuz açık olsun. Bu demektir ki daha fazla gaz, su, jop bize geri dönecektir. Haydi bakalım....

2014-08-13

ACININ DUVARI

Tarih var oldu olalı, insanlar hep birbirleri ile çatışma içerisine girmiştir. Hep birilerine rahat batmış ve topraklarını genişletmek üstüne savaşa girmişlerdir. Birileri yutamayacağı lokma boğazında kalmış ve boğulmuş, kimiside lokmaları yemek suretiyle zamanla şişmanlayarak patlamıştır. 

Sürekli zulüm gören, toplum. Zulüm gördükleri için, yanı başındaki toplumlara, uluslara saldırmış ve insanlar vahşi bir şekilde öldürülmüştür. Bugün Ortadoğu topraklarında kaynayan kazanda ateşin buharı her eve haneye bulaşmış ve kimisi terk-i diyar eyleyerek topraklarından uzaklaşmış ve başka yerlere gelmiştir. Bugün bir çok ulus şuan Türkiye Sınırları içersin de yaşama mücadelesi içerisine girmiş durumdadır. 

Mesela GAZZE efendim... Acının çığlık olduğu yer olan bu topraklarda herkesler gözlerini kapatmış ve kıyımı ne yazık ki izlemiştir.... Susmayın efendiler. Korkmayın, Titretin! Titreyin!